“Andolsun, Sebe' halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir." /15. Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. /16. Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız. /17”

Kur'an-ı Kerim'in Sebe suresinin 16. ayetinde adı geçen “acı ılgın”, sadece “ılgın” olarak anılandan farklı bir ağaç mıdır bilmiyorum ama ılgın; yakın geçmişte gerçekten kısmen “ceza” niteliği ile bilinen bir ağaç. Yabancı literatürde tuz sediri olarak adlandırılan bu tür, tuzla barışık (tuzcul-halofit) yapıda. Tuzlu suya ve kuraklığa direnci sayesinde kolay kolay kurumayan ılgınlar gittikçe yayılarak ve kesilseler de tekrar tekrar çıkarak başka türleri tehdit eder hale gelebiliyorlar. Daha da ötesi ılgın ağacı; tuzu derinlerdeki sudan ve topraktan ayrıştırıp gövdesine alması, dokuları ile yukarıya, yapraklarına taşıması ve yapraklarının toprak yüzeyine düşmesi ile toprağın ve yüzey sularının gittikçe daha fazla tuzlanmasına sebebiyet veriyor. Bu da doğal olarak diğer bitkilerin ve hatta hayvanların yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor. Yine de peşin hüküm vermeyelim.

Ilgın ağacı 1072-1074 yılları arasında Kaşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta yazılan Dîvânü Lugati't-Türk'te de “yılgun” olarak karşımıza çıkıyor. Ağacın hala kullanılan Türkçe ismi; Türk milletinin yüceliğini anlatmak, Türk dilinin Arapça’dan geri kalmadığını göstermek ve Araplar’a Türkçe’yi öğretmek maksadıyla Türkçe’den Arapça’ya bir sözlük şeklinde düzenlenen bu çok değerli eser sayesinde günümüze ulaşmış olabilir.

Çiçeklerinin dalları boyunca yoğun olarak açmasıyla tüye benzer, nefis ve ilginç bir görünüm oluşturan ılgın hoş bir peyzaj öğesi niteliğinde. Üstelik pek çok bitki gibi bu ağacın da tıbbi açıdan faydaları var. 15. yüzyılda Bursa'da yaşamış olan değerli hekim İbn-i Şerîf tarafından yazılmış “Yadigar” adlı tıp kitabındaki pek çok bitkisel tarifte, yılgun ağacı ve yemişi sık sık yer almaktadır. Nişanyan Sözlük sayesinde varlığından haberdar olduğum bu kitap çok detaylı yazılmış, döneminde çok yaygın kullanılan ve bu yüzden de yurt içi ve yurt dışındaki kütüphanelerde pek çok nüshası bulunan çok değerli başka bir Türkçe eser.

Böylelikle kültürümüzde adına yüzyıllardır aşina olduğumuzu söyleyebileceğimiz ılgın, Ilgıngiller yani Tamaricaceae familyasının Tamarix cinsine ait tamarisk adlı (evet k ve s'nin yer değiştirmesi kafa karıştırıyor) büyük bir bitki grubu. İspanya ve Portekiz'e kadar Akdeniz bölgesinde görülebilen ve adını İzmir'imizden aldığı için Smyrna tamariski (Tamarix smyrnensis) olarak adlandırılan türü de kulağımıza “ılgın” kadar sıcak gelmiyor mu? Bu türün özel bir marifetini de öğrenirsek izlenimimiz biraz daha olumlu tarafa doğru kayar sanırım. Bilim insanları günümüzde ağır metallerce kirletilmiş toprak ve suların temizlenmesinde bitkileri kullanma yöntemlerini geliştirmekte imiş. Tuza dayanıklı bitkilerin, bu zehirli metallere karşı da dayanıklı olduğu ve tuzu ayrıştırdıkları gibi, söz konusu metalleri de köklerinden yapraklarına taşıyabildikleri keşfedilmiş. İşte İzmir/Smyrna ılgını da pillerin hammaddesi olan kadmiyum elementini ayrıştırabiliyormuş. Bu durumda ılgını tanıdıkça sevmemek pek mümkün olmayacak sanırım...

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.