Yazın başlarında, ramazan bayramında rastlamıştım ona. Kuzey Ege'de bir köy yolunun kenarında, yıkılmış taş duvarların arasında idi. Harabelerde, mezarlıklarda, bozuk alanlarda boy verirmiş zaten genellikle. Biraz geçkindi o kocaman ve tuhaf çiçekleri; bu yüzden kısa bir süre için yaydığı, kendine özel nahoş kokusunu duyamadım ne yazık ki. Yaprakları yay şeklinde dizilmiş bir yapıya sahip iken, çiçeği koyu kırmızı bir kılıftan çıkan ve daha da koyu renkli olan uzun ve sivri bir dile benziyor. Tam da bu yüzden Latince bilimsel adı “küçük ejderha” anlamına gelen Dracunculus vulgaris, yani yerel adı ile “adi yılanyastığı”.

Çiçeğe yabancı literatürde verilen isimler; harabeler, mezarlıklar, koyu-karanlık renk, tuhaf görüntü ve bunları pekiştiren çirkin kokusuna yakışır şekilde: ejderha zambak, ejderha arum, ejderha dili, siyah arum, voodoo zambak, yılan zambak, kokuşmuş zambak, siyah ejderha, kara zambak...

Anavatanları arasında ülkemizin de bulunduğu bitki, bizim topraklarımızda yılanla başlayan pek çok bileşik adla anılıyor: yılanbıçağı, yılanburçağı, yılanekmeği, yılandarısı, yılancücüğü... “Yılanyastığı” benzetmesi de hiç haksız değil çiçeğin uzunluğu dikkate alındığında. Mensubu olduğu aroid ailesinin çiçeklerinin özelliği, yılana benzeyen spadix ve onu çevreleyen spathe adlı organlardan oluşması. (Türkçe terimlerini henüz bulamadım).

Yılanyastığıgillerin iri ve en ilginçlerinden olan D. vulgaris, çok özel bir üreme yöntemine sahip. Çiçek, açtığı zaman yüksek bir ısı oluşturuyor ve bu sayede çürümüş et kokusuna benzetilen kötü kokusunu yayıyor. Bu kokuya arılar yerine bazı sinekler ve böcekler gelerek spathe içine giriyorlar. Spadexin alt tarafında dişi çiçek, onun üzerinde erkek çiçek bölümü bulunuyor (Bkz internet sitesindeki çizimler). İç yüzeyin kaygan olması sebebiyle tekrar yukarı çıkamayan böcekler bu bölümde bir gün kadar kalarak üzerlerinde bulunan polenleri dişi çiçeğe bulaştırıyorlar. Bir süre sonra kaygan yapı yok oluyor, yukarı tırmanabilen böcekler de geçerken erkek çiçeklerden aldıkları polenleri başka çiçeklere götürmek üzere ayrılıyorlar. Çiçek solduktan sonra minik dutlardan oluşan meyve beliriyor.

Dracunculus kelimesi “dragon”dan türetilmiş; dragon'un ise çok kesin olmamakla beraber Yunanca görmek, gözlemek anlamındaki “derkomai” ile ilişkili olduğu düşünülüyor. Gerçekten de Ortaçağ'da Batı dünyasındaki ejderhaların görevi genellikle mağaralarda saklı hazinelere bekçilik yapmak, gözetlemektir ve ejderha tasvirlerinde kanatların yanısıra öldürücü bakışlara sahip gözler tipik özelliktir. Onun bu hazinelere karşı tutkulu sadakati “watchful love of treasure” olarak ifade edilmiş. Doğu ve özellikle Çin mitolojisinde ise imparatorluk sembolu olarak önemli yer tutan bu hayali yaratık kanatsız, büyük bir yılana benzer şekildedir. Türklere büyük olasılıkla Çin kültüründen geçen ejderha, Eski Türkçe'de “yel büke”, “büke”, Kırgızca “acıdaar” gibi adlarla anılır. Türk mitolojisinde çok rastlanan bu figürün anlamına bakacak olursak; Deniz Karakurt'un “Türk Mitoloji Ansiklopedisi”ne göre:

“ "Kâinat, acun, var olan her şeyin tümü" gibi anlamlarda kullandığımız evren sözcüğü de

etimolojik olarak kökenini ejderha figüründen almaktadır. Türk mitolojisinde dünyanın bir ya da

daha fazla ejderha tarafından döndürüldüğü yâni "evrildiği" düşünülürdü. Bu ejderhaya da

"eviren" denirdi. Daha sonra "i" harfi düşmüş ve sözcük "evren" halini almıştır. Evren kelimesi, "evrilmek" sözcüğüyle bağlantılıdır. Döndürmek, çevirmek, kıvranmak gibi

anlamlar içerir. Evren (kâinat) aslında bir ejderhadır, tıpkı ejderha gibi evren de büyük ve

insanüstüdür. İnsan aklıyla bütün niteliklerini anlamak mümkün değildir.”

Ünlü Arjantinli yazar Jorge Luis Borges, Düşsel Varlıklar Kitabı'nda ejderhaya değinirken şaşırtıcı bir şekilde aynı ikiliyi kullanıyor.

Evrenin anlamına değgin cahilliğimiz, kendisini ejderhanın anlamında da aynen gösteriyor; ancak ejderha imgesinde insanın düş gücüne yatkın bir yan var ve bu da ejderhanın farklı yerlerde ve zamanlarda boy göstermesini anlaşılır kılıyor.”

Hititlerde İlluyanka efsanesi ve benekli, dev bir yılan şeklindeki kabartması, Selçuklularda çift başlı ejderha kabartmaları, Osmanlı Divan Edebiyatında göğe yükselen ejderhalar, halk edebiyatımızda Şahmeran... Ejderha ile ilgili literatür, özellikle de tasvirler ve resimler bitecek gibi değil. Biz, bir deseninde alevlerle birlikte ejderhaları resmetmiş olan ressam Oskar Kokoschka'nın sözü ile bitirelim:

Ejderha değişimin ruhudur ve bu yüzden yaşamın da”...

https://www.flowersofchania.com/dracunculus-vulgaris.html

http://drmurataydin.com/turk-mitoloji-ansiklopedisit.pdf

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.