Yurtta kaos, dünyada kaos...

Yozlaşmanın, çürümenin, ahlaki erozyonun dünyada ve yurtta bu kadar sık yaşanır olması, insanı panik dolu bir tedirginliğe ve kaygıya sürüklemektedir..

Bu coğrafya envanterine bakacak olursak, 1600'lü yıllarda baş gösteren ve sonradan Celali adını alan  toplumsal tepkiler, yani suhte (öğrenci) hareketleri; imparatorluk Türkiye’sinin yıkılıp, çözülüp parçalanması ve o yıkıntının altından Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrulup çıkmasıyla sonuçlanan yıkıcı sürecin yarattığı maddi, manevi harabat; 2. Dünya savaşının Hiroşima ve Nagazaski’ye atılan atom bombalarından daha yıkıcı ve etkili olmuştur...

Ülke tam bir yangın ve yağma yerine dönmüştür. Ama yalınayak o cepheden bir bu cepheye sürüklenen bir halk bunları anlamaktan çok uzaktı. Çarçabuk, hayatın, yaşamanın gülümseyen yüzü yerine kutsanmış ölmek fikri, savaş yüzü görmemiş, barut ve kan kokusundan uzak insanların tütsülü, şaşağılı, altın varakalı saray ve tahtlarından, yanlarını yıkarak kuştüyü döşeklerinden buyruk ve tembih verme geleneği devam ederken; bu akıbeti mutlak yıkım olan, hadiseler ve sebepler zincirini sadece sokaktaki adamın kıyamına ve savaşlara indirgemek elbette doğru değildi.

Yıkımın o derin izlerini hissetmekten uzak savaşlar, ayaklanmalar, iktisadi bozukluklar, mutad tabii felaketler, kuraklıkların getirdiği kıtlık, hastalık sağlıklı düşünme yollarını tıkamıştı. Nasıl olsa payitahtta bulunan padişah ve halife efendimiz bir şekliyle bu işleri halleder, sorunları ortadan evvel Allah'ın izniyle kaldırır anlayışıyla oluşan tevekkül olabilecek etkileri de kırmıştır.

Dünyanın değişim döngüsüne girdiği bir çağın sarayca görülmezden gelinmesi, yetersizlikleri, bilgiye ve ilme olan saygısız lakaytlıkları da yanı başında saymak gerekirdi..

Mevcut eğitim sistemi ve zihniyeti de, insanın yitiği olan erdemlere ve bilgilere yakınlaşmaktan uzak tutuyordu. Hoş elleri ve zihni kadük kalan birisi ne tutabilirdi, ne isteyebilirdi?

Bilgi; sorgulama, bulgu ve tecrübe neticeleriyle elde edilen, olduğuna göre mevcut düzenin, sistemin ve sorunların sorgulanmaması gerekiyordu, saraylar her zaman kendine biat edeceği devasa bir kul /köle=teba zihniyeti taşıyan kalabalıkların omuzlarında varlığını devam ettirirdi.

O yüzden toplumun ekseriyeti açısından kutsanmış olması, doğal olarak sorgulanamaz oluşu, her hadiseyi, olup biteni Tanrı takdiri telakkisi sayışı bizi uçurumlara sürüklemiştir.

Şimdiki hale bakınca bizim yaşadıklarımıza bir tarihsel dejavu diyemez miyiz? 

Yaşamıyor muyuz, neyimiz eksik; padişah mı, halk mı, saray, ulema ve millet olmaktan geriye düşüp tebaya dönüştüğümüzü de sayarsak .

Üstelik yurtta kaos, dünya da kaos, tam zamanı..

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.