Politika:
Meral Akşener kampanyasını başlattı

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Ankara'da ATO Congresium'da düzenlenen programla, Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını başlattı.

Programın açılışında önce İYİ Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray konuştu. Çıray konuşmasında, Akşener'in ortaya koyduğu büyük vizyonu açıklayacağını belirterek, "Nefes alabildiğimiz bir gelecek için hiç durmadan çalışmalıyız. Siyasete küsmüş gençler, kadınlarımız, Türkiye'nin yetiştirdiği değerler bu çağrıya öncelikle karşılık verdiler. Sonrasında yurdun dört bir tarafında iyilik güneşi doğmaya başladı" dedi. 6 ay gibi kısa sürede Türkiye'nin her köşesinde örgütlenen bir parti olduklarını ifade eden Çıray, Türkiye'yi Meral Akşener ile birlikte yeniden güzel günlere taşıyacaklarını söyledi. Çıray, "25 Haziran sabahında karamsarlıklardan ve krizlerden kurtulmuş bir Türkiye hayalini gerçekleştirmek için çalışacağız" dedi.

Genel Sekreter Aytun Çıray'ın konuşmasının ardından salondan Hakkari, Muğla, Edirne, Hatay ve Sinop'taki İYİ Parti örgütlerine görüntülü bağlantı yapılarak, burada bulunanların 24 Haziran seçimleriyle ilgili mesajları alındı. Ardından da Meral Akşener'in seçim klibi ve biyografisinin anlatıldığı video izletildi. İYİ Parti'nin kuruluş sürecinin anlatıldığı videoda, "Milyonların kucaklaşmasına dayanamayan birileri hızla seçime gittiler", "Seçime sokmayız' dediler, milyonlar ayaklandı. Bir zorluğu daha aklıyla aşmıştı", "İmza için verdikleri 6 günlük süreyle milleti korkuttular ancak ilk 6 saatte yüz bin imzaya ulaştı" gibi ifadeler ile Akşener'in "Engelleri aşa aşa geldik, aşa aşa bugüne geldik" ifadelerinin yer aldığı konuşmalarına yer verildi. Akşener'in bu sözlerinin birkaç kez üst üste tekrarlandığı video klipte, bu esnada kadınlarla birlikte yürüdüğü görüntüler gösterildi.

Daha sonra İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener kürsüye geldi. Akşener'in konuşması satır başlarıyla şöyle:

'Devlet insanı bir tehdit unsuru gibi göremez'

Engelleri aşmak istiyorsan önce insanı seveceksin. Önce insanı seveceksin ki, engel aşma azmi nedir göreceksin. Önce insanı seversen, önündeki tüm dağlar düzlük olur, yürür gidersin, adaleti eşit dağıtmak bir lütuf değil olağan bir durum olur. Önce insanı seversen, insana dair farklılıkları kabul etmek devletin lütfu olmaz. İnsanın insan olmaktan gelen farklılıklarına saygı duyarsın. Devlet insanı bir tehdit unsuru gibi göremez. Kendine göre iyi olanı tutup, kötü olanı uzaklaştıramaz. İnsanı seversen, onu 'Bizden-sizden' diye ayıramazsın. Kimden olursa olsun, onun acı çektiğini bilirken evinde huzurla uyuyamazsın. İnsanı seversen, 'Benim çocuğum' diyemezsin. Tüm çocuklar bizim çocuğumuzdur, çocuk üşürken 'Benim evim, benim sofram' diyemezsin. Başını yastığa huzurla koyamazsın, koymamalısın. Bugün burada sizlere seslenirken, sizlerden öteye her bir rengi, sesi, fikriyle dünyanın en güzel milletine seslenmek istiyorum. Canımdan, canımızdan aziz milletimiz, Cumhurbaşkanlığı adaylığına karar verirken düşündüğüm tek şey var. Son yıllarda insanla-devlet arasında gittikçe derinleşen uçurumu ortadan kaldırmak. 

14 Mayıs 1950'nin yıl dönümü

Kim bilir belki de bugünün çok partili siyasi hayatın, d emokrasiye uygun ilk seçiminin yıl dönümüne rastlaması manidar bir tesadüftür. Demokratik usüllerle 14 Mayıs 1950'de yapılan seçimlerle Türkiye demokrasi tarihinde bir büyük değişim yaşamıştır. Bugün millet yeniden bir büyük değişime ihtiyaç duymaktadır. Biz bu bu ihtiyacın farkındayız. Farkında olduğumuz için de milletimize güvendik. Milletim beni mahçup etmeyerek, büyük zorluklara rağmen, sadece 6 saat içinde 100 bin imza vererek, bir kez daha demokrasimize sahip çıktığını göstermiştir. İşte o milletle yürünemeyecek yol, geçilemeyecek engel yoktur.

'Amacımız devletin milletin tepesinde bir yumruk olmasına son vermek'

Bizim temel amacımız devletin, iktidar eliyle milletin tepesinde bir yumruk olarak durmasına son verip, o yumruğun yerini, milletin omuzuna dokunan ele bırakmasını sağlamaktır. Gittikçe artan şekilde hırpalanan insanlarımıza 'Yalnız değilsin' diyoruz ve bu anlayışı da devlet anlayışıyla birleştirmek istiyoruz. Çünkü ülkemizin siyasal iklimi soğuk ve havası da oldukça karanlıktır. Milletimiz böyle karanlık bir havayı hak etmiyor. Biz de bu havanın değişmesinde, milletimizin yeni ve refahlatıcı bir iklim talep etmekte son derece kararlı olduğunu görmekteyiz. 

'Artık bu yorgun ve yıpranmış defterin kapanması gerekir'

Bugün sizlere 16. yılını yaşamakta olan bir iktidarın eleştirisi ağırlıklı bir konuşma yapmayacağım. Buna lüzum hissetmediğim için değil. Bir siyasi partinin lideri iktidarının 16. yılında milletine adalet ve özgürlük vaadeden bir manifesto yayınlamaya ihtiyaç duyuyorsa, milleti saf yerine koymaktan öte, kendi tükenmişliğini itiraf ediyordur. Sözün tükendiği yerdir. Artık bu yorgun ve yıpranmış defterin kapanması gerekir.

'Türkiye umutsuz gençlerin ülkesi oldu'

Aziz milletimiz, Türkiye'de 7 milyon 500 bin çocuk geçtiğimiz kışı üşüyerek, yeterli şekilde beslenemeden geçirdi. Bu bilgi önüme geldiği günden beri hiç aklımdan çıkmıyor. İstanbul'da yaşayan bir genç kızımız, umutla geleceğine bakmak dururken, 'Verildiği kadar değil, hak ettiğim kadar bir gelecek istiyorum' diye isyan ediyor. Farkında mısınız? Türkiye umutsuz gençlerin ülkesi oldu. Oysa ülkemizin kuruluş süreci, hatta daha da geri gidiyorum, tüm bir tarihimiz umutların ülkesi olduğumuzu gösteren işaretlerle doludur. Ülkemizin, özellikle de gençlerimizin üzerine örtülen umutsuzluk örtüsünü kaldırmak zorundayız. Gençlerimizin umutlarını ve hayal kurma özgürlüklerini onlara yeniden vermek zorundayız. Bunun için acilen bir şeyler yapmamız gerekiyor. Önümüzde uzanan 21. yüzyılı kaybedemeyiz. 

Devlet vizyonunu paylaştı

21. yüzyılın ilk çeyreğinde yeni dünyadaki pozisyonumuzu güçlendirmek zorundayız. Devleti yönetenlerin birinci görevi, devletle dünyayı buluşturmak olmalıdır. 'İyi de nasıl?' dediğinizi duyar gibiyim. Bugün sizlerle Cumhurbaşkanı olduğumda Türkiye'de nasıl bir devlet, nasıl bir vizyon olacağını paylaşacağım. Öncelikle bilinmesi lazımdır ki, devleti yönetmek ayrı şey, gündelik politikaların peşine takılmak ayrı şeydir. Maalesef Türkiye'nin son yıllardaki en büyük şanssızlığı da bu noktada olmuştur. Devletin geleceği geçici, gündelik iktidar hırslarına feda edilmiştir. Son yıllarda kendisine yapılmış tüm yanlışlara, tüm haksızlıklara karşı Türkiye nasıl bir ülkedir hatırlatmak isterim. Türkiye bir verdiğinizde bin karşılık alacağınız bir verime sahip, toprağa, kültüre, insan kaynağına sahip bir ülkedir. 

'Bizler Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten bunu öğrendik'

Türkiye üzerine oynanan tüm oyunları bozma, düşmanın gücü ne olursa olsun üstesinden gelme yeterliliğinin kanıtlarıyla dolu bir tarihe sahiptir. Türkiye herhangi bir ferdine, tek bir ferdine tehdit hissettiği an, küskünlüğünü unutup bir araya gelen uğruna ölünesi bir ülkedir. Türkiye, uluslararası camiada durum ne olursa olsun, dikkatleri üzerinde tutmayı hak eden, üstün niteliklere sahip bir ülkedir. Şartlar ne olursa olsun imkansızı başarmanın bizzat kendisidir. Bizler Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten bunu öğrendik.

'Farklılıklara saygı duyarak güçlenen bir devlet anlayışına sahip olmalıyız'

Kısaca Türkiye, ayaklarından tutup geri çeken olmasa zirveye çıkacak bir ülkedir. Yeter ki, ülkemiz siyaset insanları tarafından değil, devlet insanları tarafından yönetilsin. Yeter ki ülkemiz kısa dönemli, öngörüsüz politikalar, kısır çekişmeler, bencil yaklaşımlar arasına sıkışmasın, sıkıştırılmasın. Benim ve arkadaşlarımızın devlet yönetme vizyonu, ülkemizi karamsar iklimden çıkarıp, ilkbahar güneşiyle buluşturmaktır. Eğer Türkiye ilkbaharın hayat veren güneş ışığıyla buluşursa, altın çağını yaşamaya yönelir. Gençlerimizin, kadınlarımızın ve onların mutluluğundan mutlu olacak erkeklerin, yani tüm milletimizin böyle bir yaklaşıma ihtiyacı var. Bu yaklaşım geçmişte bir araya gelerek tüm zorlukların üstesinden gelme ruhundan beslenmelidir. Ülkemiz son yıllarda maalesef birlikte başarma fikrinden uzak kalmıştır. Uzak kalmaktan da öte yapay kamplara ayrıştırılmıştır. Elbette farklılıklara saygı duyarak ancak bu farklılıkları dar bir çerçevede değil, tüm sahalardaki farklılıklara saygı duyarak, güçlenen bir devlet anlayışına sahip olmalıyız. Farklılıklara saygı duymak, benzerlikleri artırmanın önünde bir engel değildir. Biz bu nedenle bayram sofrasında buluşmaktan söz ediyoruz. Çünkü biz milletimizin bu sofranın etrafında toplanan koskocaman bir aile olduğuna inanıyoruz. 

Her ailede olduğu gibi bu yolda da Cumhuriyetimizi omuzlarında yükselten kadınlar, hayati roldedir. Gittiğim her yerde bana hediye edilen tülbentleri öpüp başıma koymam bu nedenledir. O tülbentler, o yazmalar Anadolu'nun en saf, temiz ve güçlü sembollerinden biridir.

'Anlayışımız insanla yaşayan, insanı yaşatan devlettir'

Türkiye bir medeniyet coğrafyasıdır. Güneş bizsiz hiç doğmadı, biz güneşin her doğuşunda yine olacağız. Yine tüm dünya milletlerini kıskandıracak büyük zaferler yaşayacağız. Savaşmak gerektiğinde o savaşı kazanacak kadar güçlü olacağız ama her zaman tavrımızı ve tercihimizi yaşatmak üzerine kurmanın gereğine inanıyoruz. Bu tutum benim ve ekibimin devlet yönetme anlayışının karakterini oluşturmaktadır. Milletimizin yüzde 82'si geçmişe özlem duyuyor, hazin olan gençlerimizin de böyle düşünüyor olmasıdır. Bizim amacımız, milletimizin tamamının yüzünü geleceğe döndüren bir devlet anlayışıdır. Bizim devlet anlayışımız insanla yaşayan, insanı yaşatan devlettir.

'İktidar yoksulluğu sürdürme aracı olamaz'

Devlet, milletine bu çerçeveden bakmayı samimiyetle başarırsa, iktidarla yoksulluğun sürdürülmesinden beslenemez. İktidar yoksulluğu sürdürme aracı olamaz, olmamalıdır. Bizim devlet tahayyülümüz yeniden dünyaya örnek gösterilecek bir devlet anlayışıdır. Tarihin her döneminde böyle oldu. Her dönemde dünyaya örnek oldu. Son yıllardaki itilip kakılmaya son vererek, yeniden dünyaya örnek olacak bir devlet anlayışıyla geliyoruz.

'Etnik, dini, mezhepsel, cinsiyet ve kültürel farklılığına bakmaksızın...'

Öncelikli hedefimiz devletle insan arasındaki uçurumu kaldırmaktır. Devlet iyiliğinden sorumlu olduğu her bir ferdinin etnik, dini, mezhepsel, cinsiyet ve kültürel farklılığına bakmaksızın hizmet eşitliğini sağlamakla yükümlüdür.

'Yandaşların çiftliğine dönüşen kurumlara son verilecek'

Devleti hantal yapısından kurtararak, o hantallıktan beslenen yapıları bertaraf edeceğimiz çözümlerle geliyoruz. Devletin işleyiş maliyetini düşürecek çözümlerimiz var. Bugüne kadar hep iktidardakilerin ve onların yandaşlarının çiftliiğine dönüşen kurumların, devlet kaynaklarını yandaş müteahhitlere aktaran kurumların devlete yük olmasına son verilmelidir. Milletimizi de bu yükü taşımaktan kurtarmak zorundayız. Devlet devlet gibi çalışacak, çiftlik ise devletin içinden çıkarılıp yeniden doğaya, ait olduğu o güzel yere bırakılmalıdır.

YÖK'ü kaldırmayı vadetti

Elbette ülkemizde bilimin gelişmesinin önündeki en önemli engellerden olan, üniversite camiasının kamburu olmaktan işlevi kalmamış olan YÖK'ü tarihin sayfalarına göndermek bize nasip olacaktır. 

'Askeri liseleri yeniden açacağız'

İktidarların suçunu binalara ödetmek gibi yamuk bir anlayışın ortaya çıkardığı sorunları çözeceğiz. FETÖ'nün sızmasına göz yumularak perişan edilen ancak gözbebeği ordumuzun beşiği olan Kuleli ve Işıklar Askeri Liselerini yeniden açacağız. Onların yaptığı gibi terör örgütlerinin yuvasına çevirmeden varlığımızın en büyük teminatı olan Türk ordusunun yuvası olmasını sağlamak bizim bu devlete borcumuzdur. 

Yol, köprü ve hastane projeleri

Elbette biz de köprüler, yollar, büyük hastaneler yapacağız. Bizim bir farkımız olacak. Köprülerin sahibi müteahhitler değil, millet olacak. Bizim yaptığımız köprülerden geçen de geçmeyen de para ödemek zorunda kalmayacak. Yaptığımız yolların ömrü 3-5 yıl olmayacak, çok daha uzun ömürlü bir mühendislik anlayışıyla yapılacak.

Şehircilik mesajı

Şehirlere hançer gibi saplanan insanımızı gökyüzünü göremez hale getiren rezidans müteahhitliği değil, medeni, karakteri olan şehir planlarımız hazırdır. İnsanımıza balık istifi muamelesi yapan dev hastaneler yapmayacağız. Bilgiden korkmayıp bilgiyi kullanacağız. 700 yatak üzeri hastanelerin, sağlıklı olmadığını, hizmet üretmeyeceğini biliyoruz. Daha küçük ölçekli daha ulaşılabilir hastaneler yaparak, hasta ve yakınlarının yollarda eza çekmelerini istemiyoruz. Büyük ve görkemli projeler altında insanın ezildiği değil, insana dokunan projelerle, gündelik hayatta hissedilen gelişmeden yanayız.

Yatırımcıya çevreye zarar vermemek ve çevre insanının rızası almak şartı

Sanayide çürüyen, satılan fabrikalar yerine, mutlaka yeni fabrikalar açılmasını teşvik etmek, tarım ve hayvancılıkta yeniden dünyanın en gözde ülkesi olmak için projeler hazırladık. Yatırımcıyı teşvik için öyle uzun yollardan dolandırıp süreçte yer alanları nemalandırarak sömürmek yerine kendisine sadece iki şart süreceğiz: Yatırım yaptığı çevreye zarar vermemek ve o çevrede yaşayan insanların rızasını almak. 

'İyi olan hiçbir şeyi değiştirmeyeceğiz, yanlışları düzeltmek için geliyoruz'

Bütün şartlarımız bu kadar. Biz adımız gibi iyi olan hiçbir şeyi değiştirmeyeceğiz, yanlış olan, işlemeyen, eskiyen her şeyi düzeltmek için geliyoruz. Devletin yeni hareket edebilir, güçlü ve enerjik yapısıyla geleceğin ülkesi olmak için daha pek çok çözümlerimiz var. Bunları 30 Mayıs'ta sizlerle paylaşacağımız beyannamemizde açıklayacağız. Einstein'ın dediği gibi, 'Her şey olabildiğince kolay olmalı ama basitçe geçiştirilmemelidir'. İşte biz bu nedenle yola çıktık. Daha kurulurken ilan etmiştik, 'İyi, güçlü bir Türkiye istiyoruz'. Ülkeyi yönetmeye talip olduğumuzu milletimizle paylaştık. Herkes çok net görüyor. Milletimizin yeni bir yönetime, kendisini tazelemeye, nefes almaya ihtiyacı var. O yeni yönetimin de milletin güvenini çok itinayla koruması gerekir. Çünkü millet ülkeyi yönetenleri taşıyacak araç değildir. Ülkeyi yönetenler milleti taşımalıdır.

'Aynı krizlere tekrar yakalanan bir devlet yönetimi anlayışı olabilir mi?'

Aynı krizlere tekrar tekrar yakalanan bir devlet yönetimi anlayışı olabilir mi? Devlet tiryakilerin ahdiyle devam edebilir mi? 16 yıldır ülkeyi yönetenlerin seçim vaatlerine bakınca, sanki bunca yıl ülkeyi yönetenler onlar değil sanıyorsunuz. Biz onların millete yabancılaştıklarını sanırken, kendilerine yabancılaştıklarına şahit olmak hepimizi endişeye sevk ediyor. Elbette yeni bir yönetime ihtiyaç var. Hiçbir sorun onu üreten zihniyetle çözülemez. Zaten değişim de bunun için lazım.

'Cumhurbaşkanlığı forsuyla konuşan dil, 81 milyona sıcaklığını hissetirmeli'

Bizim gayretimiz Türkiye'nin 21. yüzyıl ile örtüşen bir çizgiye taşınmasıdır. Türkiye'yi 20. yüzyılda kalmış bir iktidar anlayışından 21. yüzyıla taşıyacağız. Ne mi demek istiyorum? Madem ki, e-devlet uygulaması var, devlet kendi ürettiği bilgiyi vatandaşından talep etmemelidir. Savrulan, sürüklenen Türkiye'yi yükselen bir Türkiye yapmak istiyoruz. 21. yüzyılın Türkiye'sinde 81 milyonun Cumhurbaşkanı olmak istiyoruz. Bizim anlayışımızda devlet, herkesi kapısı açık olandır. Bir kişinin ayağına taş değse, sahip çıkandır devlet. Ülke öyle yönetilmeli ki hiç kimse kendini garip ve yalnız hissetmemeli. Cumhurbaşkanlığı forsuyla konuşan dil, 81 milyona sıcaklığını hissetirmeli, sevgisini hissetirmeli ki dünya o Türkiye'nin gücünü hissetsin. 

'Giderek büyüyen bir yönetim boşluğu var'

Açıkça ifade ediyorum tüm bir devlet yapısı, tek bir kişinin gönlünü hoş etmeye odaklandığı için son yıllarda giderek büyüyen bir yönetim boşluğu var. Devlet toplumun gerisine düştü, çünkü yönetim boşluğu var. Kamu düzeni zamanın gerisine düştü, çünkü yönetim boşluğu var. İdareciler olayların önünde değil, peşinde koşuyor; çünkü yönetim boşluğu var. Dış politika rüzgarın önündeki yaprak gibi oradan oraya savruluyor, çünkü yönetim boşluğu var. Ciddi bir devletin ülkesinin bekasını, milletinin huzurunu düşünen bir devletin her gün yeni kavgaları, krizleri olamaz. Olursa orada yönetim boşluğu vardır. Eğitimden adalete, ekonomiden güvenliğe çözülme var. Çünkü yönetim boşluğu var. Döviz ve faiz almış başını gidiyor. Çünkü yönetim boşluğu var. İşsizlik son 10 yılın en kötü durumunda çünkü yönetim boşluğu var. Çocuklarımız taciz ediliyor, genç kızlarımız sokak ortasında öldürülüyor, beli ve eli silahlı adamlar sokaklarımızda kol geziyor, kadınlarımız şiddet görüyor, cinayetlere kurban gidiyor çünkü yönetim boşluğu var. Ormanlarımız, denizlerimiz yok edililyor, evcil olsun olmasın, bu dünyayı birlikte paylaştığımız hayvanlar katlediliyor. Çünkü yönetim boşluğu var. Yönetim boşluğunu doldurmaya ve milletimize rahat bir nefes aldırmaya geliyoruz. 81 milyon hep birlikte cesaretle yürüyeceğiz. Türkiye'yi hak ettiği çizgiye taşıyacağız. 

'Ekonomiyi, dünyanın ilk 10 ülkesi arasına yükselteceğiz'

Dünyadaki en iyi uygulamaları örnek almalı, dünyanın da bizi örnek alacağı uygulamaları geliştirmeliyiz. Ülkemizin dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde ekonomiyi yönetecek kalitede insan kaynağı var. O insanların en başarılı isimleriyle çalışmaya başladık. Çünkü biliyoruz ki ayakları yere basan, sağlam bir ekonomi olmadan Türkiye'yi geleceğe taşıyamazsınız. Çok önemli isimlerle ekonomi planımızı yaptık. O plana göre, 2017 itibarıyla 17. sırada olan Türkiye ekonomisini, hem milli gelir düzeyiyle hem de 67. sırada kişi başı gelirde dünyanın ilk 10 ülkesine yükselteceğiz.

'Enflasyonu yüzde 5'in altına düşüreceğiz'

İlk 5 yıllık dönemde hedefimiz dünyadaki 10 ülke arasına girebilecek, bu vizyon için para ve maliye politikasıyla enflasyonu yüzde 5'in altına düşürmek, mali istikrarı tekrar tesis etmek, gerekli yapısal reformlar ve alt yapı yatırımlarının bütününü gerçekleştirmek olacaktır. Böylece ülkemizi, gençlerimizi, kadınlarımızı gelecekte dünyanın rekabet edeceği alanlara hazırlamış olacağız.

'Adil büyüme, mülkiyet haklarına saygı, şeffaflık'

Büyümeyi adil şekilde her gelir grubunda hedefleyerek kamu ve özel sektör işbirliğiyle, dengeli bir büyümeyle ve düşük gelirli grupları koruyarak yapacaklarımızı planladık. Kuşkusuz alacağımız her karar, atacağımız her adım mülkiyet haklarına saygı duyarak, etki analizlerine dayandırılarak, şeffaf ve hesap verilebilir çerçevede yapılmalıdır. Ekonomiye dair atacağımız her adımda bu ilkelerle hareket edeceğiz, enerjimizi üretime vereceğiz.

'Ekonomiyi siyasetçi değil, güven yönetir'

Sanayiden tarıma, üretime ve üretene, pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor. Ekonomiyi, siyaset erbabının zenginleştiği veya zenginlik dağıttığı bir ilişki olmaktan çıkarmak gerekiyor. Böyle yapmadıkça her  seferinde kazandığını kaybeden ülke olmaya devam ederiz. Ülkeler arasındaki geçişleri kaldımayı hedefleyen Türkiye, 2018'de şehirlere girişte kontroller koyan Türkiye'ye geldik. Dünya Bankası'nın iş yapabilme sıralamasında Türkiye, 190 ülke arasında 60 ülke arasında. İş kurmak hem zor hem de pahalı. İlk onu hedefliyorsak, iş kurmanın önündeki zorluğu kaldırmamız gerekiyor. Biz 'Ekonomiyi siyasetçi değil, güven yönetir' diyoruz. Ekonomiye duyulan güvensizliğin maliyeti millete ağır dönüyor. Cumhurbaşkanı olduğum gün ekonomi bunu hissedecektir. 

Vergi ve teşvik sisteminin basitleştirilmesi

Düşünebiliyor musunuz? Dünyanın en karmaşık vergi ve teşvik sistemi Türkiye'de. Anlamak için meslek sahipliği yetmiyor, yeni uzmanlık alanları gelişiyor. Devlet öğrencinin harçlığından, kitabından, yediği tosttan vergi alır mı? Alıyor. Asgari ücretliden, benzinden, mazottan vergi al, arabadan ÖTV al, bir de üstüne yol ve tünel parası al. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sistem yok. Artık dünya vergi ve teşvik sistemini verimli, sade, basit hale getirmiş durumda. Biz de bunu benimseyen uygulamalar planlıyoruz. Cumhurbaşkanı olduğum günden itibaren vergi tabanını genişletip, vergi yükünün düşürülmesine imkan sağlayacağız. Türkiye'nin gücü de kaynağı da var. Son 16 yılda 4.5 trilyon liraya yakın para toplanmış ama milletin parası har vurulup, harman savrulmuş. Bu iş sadece kaynak değil, aynı zamanda akıl ve ahlak meselesidir.

'İtibar mal ve mülk üzerinden kurulmaz'

Bir devletin temsilcisi itibarını şatafatlı ve kaba bir gösterişle sunup, sonra da 'İtibardan tasarruf olmaz' diyerek işin içinden çıkamaz. Devletimizin geleneğinde, kültürümüzde ve ahlak anlayışında itibar mal ve mülk üzerinden kurulmaz. İtibar kişinin sözünde durması, dürüst olması, hırsızlık ve yolsuzlukla anılmaması gibi üstün değerlerle kazanılır. Bizim için itibarlı kişi temiz bir kalbi olandır. Kıt kanaat yediği ekmeği temiz bir şekilde kazanandır. Her şeye olduğu gibi itibara da yamuk bir yerden bakan zihniyetle Türkiye 16 yılını harcadı. 

'5 yıl içinde tarım havzası olma kararımız var'

Ne büyük bir devletmişiz ki, hiç ama hiç hak etmeyen bir kadronun yanlışlarına rağmen yıkılmamayı başardık. Tarımda durum farklı mı? Boş araziler, geçim derdinde vatandaşlar... Bir benzin istasyonuna giriyorsunuz, lüks araçla traktör için verilen yakıt parası aynı. Bu nasıl sistem ki, ne üreten ne satan ne alan memnun. Çiftçimizin rekabet edebileceği şartlara kavuşması lazımdır. 5 yıl içinde tarım havzası olma kararımız var. Plan, program, yol haritamız hazır. 

'Türkiye'yi rant peşinde koşanlar böler'

Diyorlar ki, toplum 'dindarlar-sekülerler' diye ikiye ayrılıyormuş. Yanlış. Toplum 'modernler-gelenekçiler' diye iki grupmuş. Yanlış. Toplum ikiye ayrılıyor ama bir tarafta helal ekmek peşinde koşan milyonlar, diğer tarafta rant peşinde koşan siyaset simsarları. Bir tarafta geçim için koşunanlar, eve ekmek yetiştirmek için didinenler, diğer tarafta yandaş müteahhitler. Büyük usta ne diyordu, 'Yakarsa dünyayı garipler yakar'. Esasında Türkiye'yi de mutfak, geçim derdi yakar. Türkiye'yi bölerse ekmek peşinde ömür tüketenlerle, rant peşinde Türkiye'yi tüketenler böler.

'Çocuk üşürse millet üşür,  devlet üşür'

Çocuklarımızın yetişmesini ailelerin yükü olmaktan çıkarmak zorundayız. Güçlü aile güçlü toplum demektir. Bu çocukları yetiştirirken şehrin sokaklarında ezilen aileler bizleri yarınlara taşıyamaz. Önemli bir üniversitemizin hazırladığı rapora göre, üşüyen çocuklarımız var. Çocuk üşürse, millet üşür, devlet üşür. Bundan daha önemli bir millet ve devlet bekası yoktur. Dünyayı artık gençler taşıyor ve ülkeleri zenginleştiriyor. Dünyanın merkezi Pasifik'e kayarken, genç milyarderler hergün artıyor. Milyarder gençlerimiz ve küresel markalarımız neden olmasın?

'Eğitim sistemi, insan kalitemizin çok altında'

Eğitime kalite gelmezse kalkınmada ileri gidilemez. Çünkü teknoloji üretmek lazım. Nasıl olacak? Tabii ki iyi bir eğitim sistemiyle. Eğitime baktığımızda acı gerçek, insan kalitemizin çok altında bir eğitim sisteminin olduğunu görmekteyiz. Bugünkü sistem içerik olarak 21. yüzyılı kavrayamadığı gibi, yaşanan adaletsizliğin çocuklara da yansıdığını, iyi okul-kötü okul, devlet okulu- özel okul ayrımının da kaldırılamadığını görüyoruz. Oysa çocuklarımız için kabul edilebilir tek ayrımın beceri ve yeteneklerine göre bir farklılaşma olmasıdır. O da aile isterse uygulanabilmelidir. 

Bugün dünyanın birçok merkezinde Silikon Vadisi'nde, Japonya'da, Almaya'da birçok Türk genci, yüksek teknoloji üreten ar-ge merkezinde çalışıyor. Türkiye'nin ortamını onlarla birlikte yüksek teknoloji üretibilecek hale getirmeliyiz. Dünyadaki hızlı gelişimle rekabet edeceksek, bu yüksek donanımlı gençlerimiz sayesinde olacaktır.

'Üniversiteleri bölmek için alınan kararı iptal edeceğim'

Son dönemde ısrarla söyledik ne var ki, medya bize yer vermediği için sosyal medyada paylaşmak zorunda kaldık. Üniversiteler tarihiyle, bilimsel çalışmalarıyla bir birikimin üzerinde yükselen kurumlardır. Üniversiteleri her ne şekilde olursa olsun bölmek, bir ülkenin geleceğine yapılmış en büyük ihanetlerden biridir. Cumhurbaşkanı olduğum ilk gün, üniversiteleri bölmek için alınan bu kararın iptal sürecini başlatacağımı buradan ilan ediyorum. 

Adalet ve yargı sistemi

İyi bir adalet ve yargı sisteminin, güçlü bir demokrasiyle desteklenmesi gerekir. Çok uzun bir zamandır adalet sistemimizin üzerinde güvenilirlik sorunu bulunmaktadır. Eğer insan adaletin herkese farklı dağıtıldığına inanıyorsa, devletimizin temel damarlarından birisi kopuyor demektir. Milletimiz için devletin temel vasfı adil olmasıdır. Nereden bakarsanız bakın binlerce yıldır böyledir. Adalet cehaletin, korkakların düşmanıdır. Bu nedenle haktan ve adaletten uzak yönetimler korkak yönetimlerdir. Özgürlük alanlarını daraltan, ilerlemeci olmayan yönetimler korkak yönetimlerdir. Hukukun üstünlüğünü sağlamak, hukuku, siyasetçilerin esaretinden kurtarmak zorundayız. Ülkeyi yönetenler kendi adaletlerini ayrı, milletin adaletini ayrı dağıtamazlar. İçinde adalet olmayan adalet saraylarına ihtiyacımız yok. Bizim için muteber olan 'Devletin dini, adalettir' sözüdür.  

'Hiçbir namuslu yönetici FETÖ'yü uluslararası bağlantılarda işine geldiği gibi kullanamaz'

Dış politika siyasetçilerin iki dudağı arasına sıkışmaması gereken, ülkenin çıkar ve itibarını öne koyan bir alan olmalıdır. Dış politikamızın gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri terördür. Terör insanlığın karşısında duran, kontrolsüz gibi görünen, ne var ki sahibi çoğu kez bilinen insanlık dışı bir araçtır. Ülkemizin terörle mücadelesinin ilk adımı, terörizmi besleyen ülkelerle ilişkisini çıkarcı değil, akılcı bir temele oturtmasıdır. Terör örgütünün adı ne olursa olsun, PKK, FETÖ, PYD, IŞİD ya da bir başkası fark etmez. Teröre kontrol edilebilir, zaman zaman kullanılıp, devre dışı bırakılabilir bir araç olarak asla bakılamaz. Hiçbir devlet, hiçbir terör örgütüne müsamaha edemez. Hiçbir terör örgütüne kendi işine geldiği zaman iyi, gelmediğinde kötü anlayışıyla yaklaşamaz. Hiçbir namuslu yönetici mesela FETÖ'yü, uluslararası bağlantılar içerisinde işine geldiği gibi kullanmayı düşünemez. Tekraren söylüyorum hiçbir namuslu yönetici bunu düşünümez. Terör örgütlerini kendi çıkarlarınız için kullanmaya başlar, kendinize rakip olarak gördüklerinize karşı kullanırsanız; FETÖ'yü kontrolünüzde tutarak masum insanlara iftira atmaya kalkarsanız sadece insanlık suçu işlemiş olmazsınız. Aynı zamanda eğer iman edenlerdenseniz, günah ve vebal peşinizi bırakmaz. Eğer iftira atmayı karakterinizin bir parçası sayarsanız, 1 Nisan'da dediğim gibi adınız 'Haccac gibi yazılır tarihe'.

'Devlet yöneticileri hiçbir terör örgütü tarafından aldatılamaz'

Devlet yöneticileri hiçbir terör örgütü tarafından aldatılamaz, hiçbir terör örgütüyle pazarlık yapmaz, yapamaz. İster PKK olsun, isterse FETÖ, herhangi bir terör örgütünü kendi çıkarları doğrultusunda kontrol edebileceğini sananlar sadece ve sadece aldatılan saflar değil, acz içindeki cahillerdir. Türk dış politikası tarihin çok gerisine düşmüş bir anlayıştan vazgeçmeli. İçi boş hayallerle dolu ya da sadece vitrine oynayan hamlelerle mağlup dış politika gerçeğine mahkum edilmemelidir.

'Bu politika ordumuzu iktidarın hata düzelticisi konumuna getirdi'

Bu mağlubiyetin faturasını ödemek de kahraman ordumuza düşmektedir. Varlığı barışın güvencesi, milletinin ve vatanının bekasını sağlamak olan ordumuzu iktidarın hata düzelticisi konumuna getirmektedir. Biz krizlerden beslenen değil, yeniden dünyaya örnek olacak bir devlet politikası hazırladık. Göreve geldiğimiz gün devlet de dünya da bu farklılığı hissedecektir. Bizler parmak sallayarak konuşmak  değil, şeffaflıkla konuşarak kazanmak isteyen bir dış politika uygulayacağız.

'Devlet gibi davranırsanız Afrin olmaz'

Bir devletin uluslararası ilişkileri ciddiyet ister. Ekran önünde ayrı kapı önünde ayrı konuşarak milletimizi aldatamazsınız. Türkiye dünyada anlamı sorgulanan jeopolitika yerine ekonomik coğrafya kavramıyla anılmalıdır. Türkiye bürokratik kolaylık ve hukuka güven ilkesiyle kolay ulaşılabilecek bir hale gelecek. Güç saygınlıktadır. Devlet olmak insanların ölmesi üzerine değil, yaşaması üzerine politika üretmek demektdir. Devlet gibi davranırsanız Afrin olmaz ve mülteci dalgası altında kalmazsınız. Mülteciler için kararlı bir politika üretiyoruz ve 'Herkes kendi vatanında mutludur' diyoruz. 2019 ramazanında biz onların misafiri olarak Suriye'de iftar yapacağımız bir dış politika anlayışıyla hareket ediyoruz. Devlet gibi davranmazsanız 5 milyon mülteciniz olur, 150 milyar lira harcarsınız. Devlet gibi davranırsanız 5 milyon yabancı öğrenciniz olur her yıl 150 milyar kazanırsınız. 

'Devlet adamlığı mızıkçı ergen tavrıyla olmaz'

Had bildirmek, bağırıp çağırarak ülke yöneticiğini sanmak, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan şuuru sorunlu bir anlayıştır. Türkiye'nin gücüne, milletin aklını ve birikimini katmak gerekiyor. Dış işleri bürokrasisi Türkiye'ye yapılan hakaretlere cevap yetiştiremez oldu. Türkiye'de devlet adamlığı mızıkçı ergen tavrıyla olmaz, olamaz. Olursa Türkiye'nin kredisini tüketirsiniz, bugün olan budur. 

ABD ile ilişkiler mesajı

Türkiye 200 milyonluk Türk dünyasının kalbi, 1 milyarlık Müslüman aleminin yüzünü döndüğü bir ülkedir. Bu hep böyle olmuştur. Türkiye aynı zamanda Avrupa'dır. Asırlardır böyledir.  Dış ticaretimizin hala yarısı AB ülkeleriyledir. Bu ticaret nitelikli sanayileşmenin lokomotifi durumundadır. Bunun aksini söylemek yalan söylemek, milleti aldatmaktır. ABD'ye en çok bağıranların torunları ve çocukları ABD pasaportu taşıyorsa neye ve kime güvenebiliriz? Son yıllarda Türkiye-ABD ilişkileri eskilerin deyimiyle 'çift yüzlü' yorgana dönmüştür.  Dışarıda başka bir şey söylenmekte içeride başka bir şey olmaktadır. Bölgedeki ülkelerin kalkınması ülkemizin menfaatinedir. Güçlü Irak, güçlü Suriye daha güçlü Türkiye demektir. En kötü komşu hem içeride kavga eden hem de dışarıda sizinle kavga edendir. Bakın dünyaya gelişmiş ülkelerin tamamı komşularıyla iyi geçinme yolları ararken, bize kavga tavsiyelerine kulak kabartamayız. Savaşlara sevinemeyiz. Müslümanların bombalanmasına el ovuşturan olamayız. Onlar sevinse de biz sevinemeyiz. Çünkü biz büyük bir milletiz. Devletlerle ilişkimizi, başka devletlerin politikalarına terk edemeyiz, etmemeliyiz. Türkiye'yi cesaretle başka bir yola taşıyacağız. Medeniyet yolunun taşlarını sadece cesurlar döşer. 

'Medya ve iletişim alanları baskılanmamalı, özgür olmalıdır'

Türkiye'yi yeni bir medeniyet çizgisine taşıyacağız. Rekabetçi siyasal sistemi çalıştırmak zorundayız. Medya ve iletişim alanları baskılanmamalı, özgür olmalıdır. Ne siyasetin ne sermayenin aracı olmayacak bir medya toplumun yararınadır. Demokratik katılım, güçlü parlamento ve milli irade ilişkisi vazgeçilmezdir. Parlamenter sisteme dönüş için bir geçiş dönemi planlamaktayız. Hiçbir zaman bir kaosa izin vermeyeceğiz. Kaos ve krizlerden beslenen bir anlayışı benimsemeyeceğiz. 

Türbesi oradan oraya taşınan Süleyman Şah'ın, Fırat'ta boğularak ölmesinden sonra Kayı boyu Hayme Ana'nın önderliğinde devam eder. O uzun Anadolu yolları, sonrası Söğüt, Domaniç yollarını tutarlar. Bu büyük yürüyüşte Hayme Ana'ya sorarlar, 'Daha ne kadar yürüyeceğiz?' Cevabı şöyle olur: 'Obamızın başı göğe deyinceye kadar'. Bana da soruyorlar 'Meral Hanım nereye kadar yürüyeceğiz?' diye. Milletimizin başı göğe deyinceye kadar yürüyeceğiz. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi, 'Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar'. Milletimizin başı göğe değmedi mi, Osman Gazi ile Yavuz ile Kanuni ile değmedi mi Atatürk ile Cumhuriyet ile? Değmedi mi Cumhuriyet değerleriylel? Değdi tabii ki. Sadece bizim değil, insanlığın da başı göğe değdi. 

'Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapusu budur'

Değerli arkadaşlarım hepiniz Türkiye Cumhuriyet kimlik kartlarını çıkarın. Göreyim. (Kendi kimlik kartını da göstererek) İşte Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapusu budur. Ağa da budur, reis de budur, paşa da budur, irade sahibi de budur. 80 milyonun tamamı aynı haklara sahiptir, birinci sınıftır, hiçbir fark gözetmeksizin devletimizin karşısındaki tek torpil belgesi de budur. Ne biri diğerimizden üstün ne biri diğerimizden aşağıdır. Benim devlet yönetme anlayışım budur. Bu anlayıştaki anlayıştaki arkadaşlarımla birlikte çalışmaktır. Her hedefimiz için uzun yıllar koymuyoruz. Birçok farkı birkaç ay içinde, büyük gelişmeler içinde en çok 5 yıl içinde ortaya koyuyorum. 

Milletimiz sabahları yataklarından 'Bugün yine ne oldu?' kaygısıyla kalkmaktan yoruldu. 24 Haziran'dan sonra insanlarımız geceleri yatağa huzur ve güvenle girsin. Sabahlara güven ve huzurla başlasın diye, evine huzur ve güvenle dönsün diye, mutlu bir yuvada hayalleri gerçekleştirecek bir gelirle yaşasın diye engelleri aşa aşa yürüyoruz. Çünkü biz büyükleriyle küçükleriyle mutlu olan 81 milyonluk koca bir aileyiz. 24 Haziran sabahı yeni bir güne uyanacağız. O gün hiçbir şeyin değişmediği karamsarlıkların sürdüğü bir gün olabilir ya da ışıklar içinde bir gün olabilir. Hangisi olacağına aziz milletimiz karar verecek."

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

MHP'nin seçim beyannamesi hazır
MHP'nin 2 bölümden oluşan seçim beyannamesinin ilk bölümünde, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi...

Haberi Oku