Hiç yolunuz geceleri, göçmenlerin oturduğu kasvetli,insana iç burukluğu yaşatan,hüzün ve keder veren sokaklardan geçti mi?

O, herşeyi yarı yamalak,bırakarak alalacele terkettikleri yurtlarında; bizim ,şu an sahip olmak uğruna  alnımızın damarını patlattığı,harıl harıl gece, gündüz demeden çalıştığı  kıymetler değilmiydi?

Üzerinde bir zamanlar yaşanan hatıraları,sevdikleri ve hayal inşa edip,  düş kurdukları dünleri nere gitti..?

Sessizce; koskoca, bir siyah bulutun altında kalan doğdukları şehir ve beldeler , ağır, enkaz ve moloz yığınları altından çıkarılmayı bekleyen ölüler gibi değil mi şimdi..?

Peki, yolunuz hiç bir gece roman ve çingenelerle meskun semtlere düştü mü? Size, o ağır gelen karmaşık  hayatı, onlar gözlerinden okudunuz mu hiç? O, vaz geçemediğiniz telaşınız,öldürücü tasanız,kaygınız,kahkahanız onlar gibi hafif ve şen oldu mu hiç?

Sonra; izbe, loş sokaklarında kumar oynanan ,kesik bakışlı bitirim, esmer yüzlerinde faça izi,kollarından ki kesilerden,çocuk ıslahevlerinden kalma  dövme izleri nin yer yer silindiği kollarını birbirine kavuşturmuş ‘’erkete’’leri gördünüzmü? Ne acıklı,ibretlik hikyaleri vardır,her içeri girişleri,maziden intikam alma uğruna yapılmış ‘’icraat’’tır...!

Ya içeride oturan; duvarda asılı duran ucuz posterler,Beyrut’tan gelen kahveci güzeli duvar halılarının altında yorgun,masa masa kümelenmiş,bazılarının boyalı saçları ve bıyıklarıyla,hissiz,geçgin yüzlerin sahiplerine ait hırçın hayatların, bize çok başka gelen insanları..?

Az ötede ise;caddenin kör noktalarında ayrı yerlerinde hareket halinde kıpırdadığı yerden,kahkaha sesleri yükselen fahişe gölgeleri..Daha az ötede iri,alımlı kadın pozlarında kalın sesli kadın taklidi yapan ve kendi ‘’piyasalarını’’bekleyen travestiler...

Caddenin daha uzağında da, küçük birahanelere yakın yerde sokak çocukları, yaktıkları ateşin etrafından ısınırken yanlarından kuyruk sallayan,ortama ayak uyduruyormuş gibi yapan sokak köpekleri...Gülüşerek,yüksek sesle,küfürlü konuşmalar...

Gündüzün sahibi olan insanlar ise, sıkı sıkıya perdelerini ve kapılarını çoktan kapatmışlardı,gecenin gerçeğine...

Gece kurulan dünyada; gece yasalarına,gecenin sahibi olan,ıssızlığı, yalnızlığı,hayatı,bir kahkaya bedava satın alan insanların yoksul saltanatı çoktan başlamıştı bile...

Gündüzün sahibi olanların; sokakta bıraktıkları günahları ,köpekler bile yemiyordu .  O,yüzden çocukların ellerinde ki kuru ekmeği içine sevgiyi katık yaparak ,büyük bir cömertlikle paylaşıyorlardı...

Hilesiz, hurdasız insanlardı geceyi kendilerine mesken tutup,saltanat sürenler...

Oysa, esnaf gibi iyileri üste istifleyip , altında sakladıkları kötüleri kakalayacak malları hiç olmadı... Sigortasız işçi çalıştıracak ne yerleri ne işleri oldu,hakları çalınanlar,istikbali yitenler,haksızlık ve hukuksuzluk gündüzün sahiplerine özgü gündelik işi iken,her melanet onlardan bilindi,onları görenler uzaktan bile olsa, tekinsiz bunlar diye irkildi,gıyaplarında sövüldüler...

Sokakları; geceleri tekinsiz diye terketmeyin,gündüzün şerri bize çok şey öğretti ! Sokağınızda gece olunca,dışarıya bakan pencerlerinizin perdelerini aralayın,arada birde olsun çıkın..!

Tecavüzcüleri ,kötülükleri,kahpelikleri,vurgunları,talanları,kapışılan yağma edilen geleceği,cinayetleri,ihanetleri,hep gece insanlarından bekleme gibi öğretilmiş,yakıcı bir yanlış vardı...

Sokakları; geceleri tekinsiz diye terketmeyin,gündüzün şerri bize çok şey öğretti ! Sokağınızda gece olunca,dışarıya bakan pencerlerinizin perdelerini aralayın!

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.