1860 yılında akçaağaç yaprağı, Toronto'da yapılan bir toplantıda Kanada'nın ulusal sembolü olarak kabul edildi. Yüz yıl sonra, 1965 yılında bu yaprak; birlik, hoşgörü ve barışın simgesi olarak Kanada'nın bayrağının ortasında resmi olarak yer aldı. Anavatanı Kuzey Amerika olan ve şeker akçaağaç olarak bilinen bu tür, yani Acer saccharum (sugar maple) mineral ve şeker barındıran özsuyundan yapılan şurupla ünlü bir ağaç. Kanadalılardan önceki yerel halk tarafından geleneksel yöntemlerle üretilen bir besin olan bu şurup, bugün tüm dünyada özellikle waffle ve kreplerin üzerine dökülen değerli bir endüstiyel ürün haline gelmiş.

Daha da geniş bir kullanımdan bahsedecek olursak, eğer bir klasik gitar ya da elektrogitara sahipseniz, onun gövde ya da sap malzemesi şeker akçaağaçtan yapılmış olabilir. Bu değerli odun, doğal olarak mobilya ve inşaat sektöründe de rağbet görüyor.

Üç fitocoğrafik* bölgenin kesiştiği yerde bulunan ülkemiz ise doğal olarak bazı akçaağaç türlerinin de vatanıdır. Örneğin Acer monspessulanum yani “Fransız” akçaağacı! Trajikomik ama Toroslarda kaşık yapımı için kullanılan ve şimşir olarak anılan akşimşir, Türkçe adı yani Anadolu'daki adının ne olduğu merak edilmeden yabancı kaynaklardan yapılan alıntıların kurbanı olarak Fransız akçaağacı adıyla bilimsel yayınlarımızda yer alagelmiş. Farsçası olan isfendan kelimesi de dilimize ve TDK'ya daha eskiden yerleşmiş olmalı. Bu hayli sıkıntılı konuya parmak basan Hazin Cemal GÜLTEKİN'e ait “Akdeniz Bölgesi’nin Akçaağaçları (Acer L.)” adlı makaleden saygıyla bir alıntı yapmak istiyorum.

“Aslında Latince isimlerde Batılılar tarafından bilinçli yapılan bu uygulamaya, Türkçe isimlerde Türk bilim adamlarının da alet olması hoş olmayan bir durumu oluşturuyor. Doğamızın ve kültürümüzün bir parçası olan akçaağaç türlerimizi tanımak, doğru isimlendirmek, onların, tohum özelliklerini, üretim yöntemlerini ortaya koymak, yeni kültür formlarını bulup ortaya çıkarmak ve onları çok amaçlı kullanmak önemli.

Odunu son derece değerlidir. Şimşir adını almasının ana nedeni geçmişte; İç, Doğu ve Güney Anadolu’nun kaşık gereksiniminin tamamının bu ağaçtan imal edilmesidir. Yine aynı coğrafyada tarıma da büyük katkıda bulunmuştur. Sabanların ökçesinin imalında kullanılan tek ağaçtır. Bunların yanında ağızlık ve tarak imalatında da yaygın olarak kullanılmıştır. Aslında kaşık, ağızlık, tarak imali ile saban imali arasında bir ilişki yok gibi gözükse de aralarında çok yakın ilişki vardır. Bu ilişki ağacın dayanıklı olması, işlemesinin mümkün olması en önemlisi de kaşığa yemeğin, ağızlığa nikotinin, sabana toprağın yapışmaması ve kolay yıkanabilmesidir...”

Sakın bu kayganlığın sebebi akçaağacın Sapindaceae yani Sabunağacıgiller ailesinden (Soapberry family) olmasına bağlı olmasın? Çünkü bu ailenin bazı ağaçlarında suyla karıştığında sabun köpüğüne benzer hale gelen bir çeşit kimyasal madde bulunmaktaymış.

Aynı makalede iddia edildiği üzere; yerli türlerimizle ilgili yeterli çalışma ve üretim yapılmadığından, ülkemizde çoğunlukla yabancı kökenliler tercih edilir olmuş. “Dişbudak yapraklı akçaağaç, ülkemizin doğal türü olmayıp, müstemleke döneminde, İngilizler tarafından demiryollarının ağaçlandırılması için getirilmiş ve onlar gittikten sonra da, ormanlarımıza ve parklarımıza milyonlarcası dikilmeye devam edilmiştir.”

Ben de bu yüzden dolaştığım sokaklarda hep bu cinse denk geldim. Yani fotoğraflarda iki cins çiçeği ve kuruyup dalda kalmış birkaç meyvesi görülen bu tür büyük ihtimalle Acer negundo, yani dişbudak yapraklı akçaağaç. Genel olarak akçaağacın yaprakları çınara, dişbudağa benzer şekilleri ile farklılık gösterse de, ilginç görünümlü çiçekleri erkek ve dişi olarak ayrı ağaçlarda oluşuyor ve nuks (samara) adı verilen meyveleri kanatlı görünümleriyle dikkat çekiyor. Sincap ve kuşlar için güzel bir besin kaynağı olan ve çok sayıda oluşan bu meyveler aerodinamik tasarımları ile çok uzaklara gidip kök salabiliyor.

Son olarak; “Samara” kelimesini merak edip etimolojisine baktığımda “seed of elm” yani “karaağacın tohumu” ifadesini bulmak beni şaşırttı. Geçen gün ne olduğunu bilemeyip araştırmak üzere sağ cebime attığım ama unuttuğum, yuvarlak, pula benzer yapılarıyla yine uçabilen başka bir çeşit olan tohumların da hangi ağaca ait olduğunu böylelikle öğrenmiş oldum. “Kara”ağaç.

Güzel haftalar...

*Fitocoğrafya: (Yun. phyton: bitki; ge: yer) Bitkilerin coğrafik dağılımını inceleyen bilim dalı.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.